Jean Paul Sartre Kimdir?

Felsefe oldukça kafa karıştırıcı olmakla birlikte deneyselliğe kapalı olduğundan şimdiye kadar ortaya çıkan felsefe akımlarının çok büyük emekler ile mevcut olduklarını söyleyebilmek mümkündür. Öncü felsefe akımlarından bir tanesi olan Varoluşçuluk akımının en ateşli savunucularından biri olan Jean Paul Sartre’nin hayatını konu edineceğimiz bu yazımızda aynı zamanda, ünlü düşünürün benimsemiş olduğu felsefenin ayrıntılarına da ineceğiz.

Varoluşçuluk Akımının Fransız Destekçisi

Fransız filozof Jean Paul Sartre, 1905 yılında Paris’te dünyaya gelmiş ve 1980 yılında hayata gözlerini yummuştur. Ünlü düşünür, 75 yıllık hayatı boyunca, edinmiş olduğu felsefeyi çeşitli eserlerine yansıtarak roman yazarlığı da yapmıştır. Babasını küçük yaşta kaybettikten sonra, annesi ile birlikte anneannesinin yanına taşınmış, daha sonra liseyi bitirerek, Berlin’deki bir enstitüde üniversite eğitimini tamamlamak için bulunmuştur. Hayatının 2. Dünya Savaşına denk gelen kısmında ise, bir süre boyunca ordu için meteorolog görevini üstlenmiştir. Ünlü düşünürün sayısız roman ve denemesi bulunmakta ve eşsiz eserler, çağın diğer düşünürleriyle birlikte varoluşçuluk felsefesine ışık tutmaktadır. Jean Paul Sartre hayatı boyunca roman ve deneme yazarlığı, öğretmenlik, politikave felsefe gibi çok yönlü bir çalışma alanına sahip olmuş ve tüm bu alanları kendi isteği ile tercih etmiştir. Savunmuş olduğu felsefe akımının etkileri, icra etmiş olduğu mesleklerin tümüne yansımıştır.

2. Dünya Savaşı Döneminde Ortaya Çıkan Eserleri

Jean Paul Sartre orduda meteorolog olarak görev yaptığı dönemde, Alman askerleri tarafından yakalanarak hapse atılmıştır. Buradaki zorlu tecrübelerinden sonra, bir direniş hareketine katılmıştır. Hayatının tüm bu karmaşası içinde yazdığı Sinekler ile varlık ve hiçlik eserleri, yazarın edinmiş olduğu felsefeye ışık tutan önemli eserler olmuştur. Jean Paul Sartre’nin Varlık ve Hiçlik eseri, en bilinen romanlarından biri olan Bulantının öncüsü niteliğindedir. Varoluşçuluk felsefesi önce varlık ve hiçlikte açıklanmış daha sonra Bulantıda somut bir yaklaşımda daha açıklayıcı biçimde vücut bulmuştur. Tüm bunlar olurken, belli dönemlerde çeşitli liselerde öğretmenlik yapmaya devam eden düşünür daha sonra 1945 yılında öğretmenliğe son vererek politikaya yakın olmayı tercih etmiştir.

Hem Filozof Hem Politikacı

Jean Paul Sartre, hayatının belli bir döneminde sonra kendisini anarşist olarak tanımlamış ve kendisine de anarşist denilmesini uygun bulmuştur. Politik hayatında, kendine ait tüm görüşlerini edebi metinler haline çeşitli gazete ve dergilerde yayınlayarak politikada etkili birşekilde yer almıştır. Kendi çıkarmış olduğu dergisinde yer alan denemeler, soğuk savaş döneminde, ülkelerin izlemiş olduğu acımasız ve yanlış dış politikalar ve savaşlar eleştirilmiştir. Bu dergide yayınlanan yarara ait deneler dönemde büyük beğeni görmüş ve halkın düşünceleri üzerinde de önemli oranda etkili olmuştur. Bunun yanında, siyasi görüş olarak solcu görüşü benimsemiş olduğu söylenebilmektedir.Jean Paul Sartre politikada yer aldığı zaman boyunca, siyasi partiler ve oluşumlar arasında gel gitler yaşamıştır. Ancak bu gel gitler bilinçsiz bir şekilde olmamış, tam aksine, yazar kendi savunduğu fikirleri savunan partileri, destekleme yoluna gitmiş böylece, kişilere ya da maddeye değil fikirlere bağlı kaldığını göstermiştir. Bu özelliğinden dolayı eleştiriler aldıktan sonra, Anarşist yönünün aslında hiç değişmediğini söylemiş ve bunun anlaşılması için adres olarak kitaplarını göstermiştir. Jean Paul Sartre, 1964 yılında kendisine verilen Nobel Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun çalışmalarını ve kimliğini kötü etkileyeceğini savunmuş ve ödülü kabul etmemiştir.

Jean Paul Sartre’nin Varoluşçuluk Felsefesi

Varoluşçuluk felsefesinin önemli isimlerinden olan Jean Paul Sartre ’ye göre, insanın özü sonradan şekillenmekte ve insan önceden tanımlanmamış ve bir varlık olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu felsefe daha basit bir şekilde özetleyecek olursa, insan önce var olmuş ve özünü çevresinde bulunan şartlara göre şekillendirmiştir. Bu yüzden bu felsefede her insanın var oluşu ayrı ayrı ele alınır ve her insan kendi varoluşunda mükemmeldir. İnsan dünyaya geldiği günden itibaren, kendisi nasıl olmak isterse öyle olur ve kendi üstün iradesi ile yapmış olduğu seçimler ile şekillenir. Tüm bu seçimlerden ve nasıl bir insan olduğundan kendisi sorumludur. Dolayısıyla bu felsefenin insanı kalıplara sokmaktan uzak, oldukça hümanist ve zorlayıcı olmayan bir yaklaşıma sahip olduğu söylenebilir. Geleneksel felsefe akımlarının diretmiş olduğu standart ve sabit bir ruh ya da insan kavramına şiddetle çıkan bu felsefe, insanın istediği koşullarda değişebileceğini savunur ve böylece her insanı ayrı ayrı incelemiş olur. Bu noktada, insanın irade sahibi bir varlık olduğu kabul edilir. İnsan kendisinden çok daha alçak bir temel ile üretilmiş dünya üzerine gelmiştir ve bu dünya üzerinde, sahip olduğu iradesini kullanmak ya da kullanmamak tamamen kendi seçimlerine bağlıdır. İradenin ne yönde kullanılacağı da insanın kendi tercihinde de ve bu tercihlerine karşı olan sorumlulukları da kendisine aittir. Bireyi kavramını standartlaştıran felsefe akımlarından çok uzak olan bu akım Jean Paul Sartre tarafından güçlü bir şekilde savunulmuş. Ünlü düşünür, 75 yıllık hayatı boyunca insanları belli kalıplara sokarak, onları çeşitli kategoriler halinde standardize eden akımlara şiddetle karşı çıkmıştır.

Jean Paul Sartre’nin en önemli eseri sayılan Bulantı kitabında, insanın güçlü iradesi ile dünyada var olması ve durağan nesneler ve varlıklar arasında kendi irade ve bilincini ortaya koyması anlatılır. Bu eser, esas olarak insanın varlık olarak ne derece değerli olduğuna vurgulama yapmaktadır. Dünya üzerinde bulunan nesne ve varlıkların kendi başlarına bir ifade etmeleri mümkün değildir. Düşünüldüğünde, dünya üzerinde var olan canlı ve cansız varlıkların anlam kazanması insanın varlığı sayesinde olmuştur. Çünkü insan bilinç sahibidir. Bilincin varlığı ise var olan canlı ve cansız varlıkların yorumlanmasını sağlar. Bu açıdan bakıldığından felsefenin diğer varlıkları insandan daha aşağı gördüğünü söyleyebilmek mümkündür. Ancak insana değer katan tek özelliği ise bilinci ve iradesidir.

Bulantıda Anlatılmak İstenen

Burada bilincin ve iradenin iyi ya da kötü yönde kullanılması gerektiği önemli değildir. Varoluşçuluk felsefesi, insana iyi ya da kötü olması yönünde diretme yapmadığı gibi, insanı iradesini kullanma biçiminden kaynaklanan yanlışlıklar için de suçlamaz. Aslına felsefenin “İnsan yarattığını yaşar” ilkesi ile birebir bağlantılı olduğu görülebilir. İnsan dünyaya gelecek, seçimlerine göre kendi bilincini şekillendirecek, buna uygun şekilde eylemlerini ortaya koyacak ve bu eylerler de insanın ulunduğu ortamı şekillendirecektir. Yani eylemlerden sorumluluk yine insanın kendisine ait olmaktadır. Jean Paul Sartre Bulantı kitabında, söz konusu varlıkların bilinçsizlikleri ve anlamsızlıklarının insana tiksinti verdiği savunulmuştur. Kitap ilk okuyuşta ana felsefe ile ilgili bilgi sahibi olmayan kişiler için anlamsız gelecektir. Düşünürün Varlık ve Hiçlik öncelikle okuyarak, felsefenin temellerini attıktan sonra Bulantı romanına geçilmelidir. Ancak Varoluşçuluk felsefesini iyi anlamak Bulantı romanını anlamayı de beraberinde getirecektir. Burada öz, hiçlik içinde yapmış olduğu eylemlerle birlikte şekillenerek kendisine bir yer edinir ve varoluşunu sağlar. Ancak burada hiçlik içinde kendine yer edinmek sonradan şekillenerek insan halini alan öz için tiksindirici bir durum olarak ifade edilmiş ve bu durum bulantı romanında açık bir şekilde gösterilmiştir.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir